Bir Hamov Yazısı

Sevgili Sonradan Gurmeler,

Genellikle rakımıza eşlik eden topik, fava, sarma gibi çok sevdiğimiz mezeleri Ermeni mutfağına özgü şekilde tadabileceğim bir yer ararken yanıbaşımda buluverdiğim Hamov’ a büyük bir heyecanla gitmiştim. Mekan sahipleri sevgili Ayda Hanım ve kızı Selin Hanım ile görüşürken daha da heyecanlandım. Altı masalı, ev yemekleri yapan bu küçük mahalle restoranının hiç tatmadığım lezzetleri de içeren kocaman bir menüsü vardı. Dalak dolması, tarama, anuşabur gibi tatlar ile birlikte yine çok sevdiğim onlarca ev yemeği ve reçeli biraradaydı. Bunu, sevgili “Sonradan Gurme” dostlar ile paylaştığımda ise hemen herkes yola düşmeye hazırlanmıştı bile.

İki hafta aradan sonra bir araya gelip Feriköy’deki Hamov’a konuk olmak üzere yola koyulduk. Kurtuluş Pangaltı çıkışında buluşup cadde boyunca uzanan şarküterileri ve fırınları geçip ara sokaklardan Hamov’a vardık. Selin ve Ayda Hanım Moda’daki bir organizasyon için de hummalı bir çalışma içerisindeydi. Yine de arada sohbet etmeye başladık. Öğrendik ki Hamov 4 senedir Feriköy’deymiş ve bu sene Moda’daki şubeleri de açılmış. Bu arada pırıl pırıl bir mutfakta söyleştiğimizi de belirtmeden geçemeyeceğim. Evdeki gibi samimi bir mutfak sohbeti yaparken ardı ardına soframızı mezeler kaplamaya başlayınca sohbetimizi yarıda kesmek durumunda kaldık.

Topik, fava, tarama, domatesli fasulye pilakisi, lahana sarması, yaprak sarması, biber dolması tadarken ekibimizden lezzet mırıldanmaları yükselmeye başladı.

Ermeni mutfağının olmazsa olmazı topikle başladık. Bu topik başka topik; patates, nohut, tahin, bolca soğan ve tabii ki tarçının bileşimi ile hiçbir yerde tatmadığımız muhteşem bir lezzet tadımladık. Bolca soğan, bolca tarçın… Öğrendik ki tarçın Ermeni mutfağında çok sık kullanılan bir baharatmış. Mezelerde, tatlılarda, böreklerde her yerde.. Daha önce başka yerlerde topik yemeyenler tadına doyamadı, daha önceden tatmış olanların ise bundan sonra “o topiklere” burun kıvıracağı aşikar oldu. Tüm mezeler muhteşem bir lezzete sahipti. Genelde tahin, sarımsak ve ceviz içi ile yapılmış olarak sofraya gelen “tarama” ise bambaşka bir şekilde çıktı karşımıza. Bol balık yumurtalı, zeytinyağlı, tahinsiz ve sarımsaksız. Bu sayede “tarama” isterken nasıl bir “tarama” istediğimizi belirtmemiz gerektiğini de farkına vardık.

Bu sırada kızarmış dalak dolmaları geldi sofraya. Selin Hanım, midye, uskumru ve dalak dolmasının Ermeni mutfağında önemli yer tuttuğunu ancak artık dolma yapabilecek uskumru olmaması sebebi ile uskumru dolması yapamadıklarını ifade etti. Çoğumuz ilk kez dalak dolmasının tadına baktık. Sakatat yemeyenlerin uzak durduğu dalak dolmasının tadına bakanlar ise kadınbudu köfte ile benzerliğini keşfetmiş oldu.

 

Mezelerden sonra yine bir o kadar lezzetli fıstıklı, kuş üzümlü ve ciğerli iç pilavı tadımladık. Ermenice “lezzetli” anlamına gelen Hamov adı, bu küçük restorana çok yakışmış. Sürekli kendini yenileyen ve yineleyen lezzet hali bizi doyum ve doyumsuzluk arasında gidip gelen bir ruh hali ile bıraktı. Öyle ki hem daha çok yemek, hem de yediklerimizi doyumsamak ve sindirmek için beklemek istiyorduk. Sonunda tatlılara geçmeden önce bir süre beklemeye karar verdik.

Tatlı zamanı gelmişti. Mozaik, muhallebi, sonradan adının Jam Kapısı olduğunu öğrendiğim su muhallebisi ve anuşabur arasında tercihlerimizi sıraladık. Bu arada “anuş”un tatlı, “abur”un ise çorba anlamına geldiğini de öğrendik. Anuşabur aşureye çok benzemekle birlikte tek farkı, içinde fasulye, nohut gibi baklagillerin bulunmaması. Genel olarak anuşabur ve servisten önce gülsuyu ve pudra şekeri ilave edilerek ikram edilen su muhallebisini tattıktan sonra Ayda ve Selin Hanım’ın lezzet durağından keyifle ayrıldık.

Feriköy’e gelmişken her cumartesi kurulan organik pazara gitmek üzere yola çıktık ve İstanbul’un en iyi on fırınından biri olarak anılan Öz Karadeniz Unlu Mamülleri yolumuzun üstündeyken uğramadan edemedik. Bir cumartesi daha çok lezzetli saatler geçirdik.

Önümüzdeki hafta görüşmek üzere,

Sevgiler,

İnci Çınar

Bir Cevap Yazın