Horhor’da Krallar Sofrası…

Horhor’da Krallar Sofrası…

(Dışarısı Horhor içerisi Konfor)
Anadolu ne zenginliklerle dolu ve bir o kadar da bakir kim ne derse desin…
Kuzeyi güneyi doğusu batısı kültürel mirasın beşiği…
Adeta köprü, doğunun zenginliklerini batıya batınınkileri de doğuya belki de ayna…
Ne kadar da tatbilir keşifleri diye adlandırılsa da ayrıca kültürü ile de bütünleşiyor, özdeşleşiyor kısa süre de olsa oraların havasını soluyoruz
‘’Güney’’ ne kadar da sıcak bir kelime değil mi? Havası suyu insanın içini ısıtırcasına şu kış günlerinde ayrı bir anlam taşıyor… Belki de bu şekilde yer etmiş ve mutluluk ve huzur veriyor insana, ruhuna işlercesine…
Hele bir de mutfağı yok mu o zengin mutfağı? Biraz Hatay/Antakya biraz Suriye tam bir kültürel zenginlik.
Sonradan Gurmeler olarak, iki haftadır Güney Mutfağı keşiflerindeyiz…
Zenginliğini, masaya konulan bin bir çeşit yemek ile süsleyen, Mesrur Abinin Horhor’da o güzelim ‘’Has Kral Hatay Sofrası’’nda aldık soluğu bu hafta…
Filmlere konu olmalıydı belki de Mesrur Abının hikayesi…13 yaşında çıkmış yollara memleketi Hatay’dan. gelmiş uçsuz bucaksız şehre..
Önceleri turizm ile uğraşmış, sonrasında bakmış çarkı döndüremiyor, memleketinin zenginliğini İstanbullular ile paylaşmaya başlamış can yoldaşı kadim arkadaşı ile…
Takvimin 86 yılını gösterdiğinde Laleli’de ufak bir mekân açmış. Memleketine özgü sıcak tavrı ile uğurlamış her geleni geçeni…
Misafirlerine o yöreyi hissettirircesine yöresel yemekler sunmuş bizzat kendi elleri ile…’’Tırnaklarımla kazıyarak bu noktalara geldim’’ diyor Mesrur abi, yıllar içerisinde ortağı can yoldaşı ile yollarının ayrılması gerektiğini söylediğinde de kısmen hüzünleniyor ama doğrusu da buydu demeyi ekliyor peşine haklı gurur ile…
Cumartesi de olsa işin başında şık elbisesi, kravatı ve ceketi ile Mesrur abi dimdik mağrur… Yıllar ve yorgunluğu yüzüne yansısa da içindeki canlılığını asla yitirmemiş ve o canla önce paten aldığı yemeklerden bahsediyor iştah açarcasına, mekânın dekorunu anlatıyor bir mimar edasıyla, hijyene daima önem verdiğini de eklemiyor değil çalışanlarını göstererek eldiven ve boneleri ile…(Bkz.HF 1)
Ne de olsa geleni çok Mesrur abinin..Zaman içerisinde Krallar, Prensler,Prensesler varmiş müşteri portföyünde,hala da devam ediyorlarmış gelmeye…
İşte o yüzden ‘’Has Kral Sofrası’’ diyor mekânına krallara layık bir sofra sunmayı prensip edinmiş daima, kara kaplı defterinde bir iki misafirinin yazısını paylaşıyor gururla…(HF2)
Bir iki kelam sonrası ‘’Dışarısı Horhor içerisi Konfor, afiyet olsun sizlere’’ diyerek biz de ondan müsaade isteyerek masamıza geçiyoruz ama o daima ayakta ve dimdik, gelenlerini karşılamaya koyuluyor usulca…Meşhur insan ne de olsa…
Masamıza yerleşir yerleşmez, önce aperatifler ile başlıyoruz siparişlerimize…
Humus, Haydari, Lübnan ezmesi, Biberce süslüyor masamızı… Sonrasında ise gelen sıcak ekmek tereyağı, çökelek ve enfes içli köfte anında bitiveriyor…(Bkz. HF 3 , HF 4, HF 5 )
Günün Baş gurmesi Aycan, kebapları söyleyiverince ise herkes sabırsızlıkla beklemeye koyulmuştu…
Bu arada ekibe yeni katılan arkadaşlarla sohbet de zamanın çabucak geçmesini sağlamadı değil hani…(Bkz.HF8)
Kısa süre sonra alevler içerisinde bir tuz kümesi ve testi beliriverdi masanın ucunda… Bir de garson elinde satırı ile…(Bkz.HF)
İşte, Mesrur abinin testi kebabı ve patentini aldığını söylediği tuzda tavuk kebabı ile tanışmamız bu vesile ile gerçekleşmiş oldu vesselam…(Bkz. GF)
Bir sanatçı edası ile garsonun, alevler içerisindeki tuzu kesmesini ve testiyi kırmasını izlemek o an acıkan bizleri daha da heyecanlandırmıştı açıkçası…(HF7)
O an tuzun kesilmesi ile tavuk beliriverdi nar gibi kızarmış, kokusu etrafı sararcasına…(HF6)
Peşine usta ellerle kırılan testinin kapağının kaldırılması ile de kebabın kokusu birleşince midemiz direkt olarak beynimize hükmetmeye başladı hunharca…
Her malzemenin memleketten getirtildiğini öğrendiğimizde de acaba Hint pirincinin de Hindistan’dan mı getirtiliyor sorusu akıllara gelmedi değil hani… (Bkz.P1)
Yemekleri afiyetle yemeye koyulduğumuz anlarda fotoğraf çekmeyi de ihmal etmiyorduk bu arada… Ne de olsa bir keşfin daha verdiği haklı gururu farklı anlamda çıkartıyorduk mideye her inen eşsiz lezzet ile… Tabii, yüzlerdeki mutluluk deklanşöre her basışta daha belirgin hale geliyordu keyifle…(Bkz. HF10,HF11)
Yemek sonrası üzerimizde kısmen de bir yük oluşmadı değil hani..
Bastırmak adına da ‘’kahve söyleyelim ve günü bitirelim düşünceleri sırasında Kakule denemeden de olmaz dedik yenen o güzel künefe sonrası…(Bkz. HK)
Kakule aslında zencefilgiller ailesine ait normal olarak Güney Asya ve Hindistan’ın sıcak ikliminde yetişen 4-5 metre boylarına kadar uzayabilen bir bitki türü..Tohumları meyvelerinin kurutulması ile elde ediliyor.Çeşni verici özellik katması dolayısıyla da çay ve kahveye ilave ediliyor.Kimileri de nefesleri güzel koksun diye tohumlarını çiğniyor.
Tıp literatüründe ise iştah açıcı, midevi veya gaz söktürücü özelliği ile nam salmıştır.
Kahve içerisinde ayrıca eklenmesi ve pişirilmesi ile fincanlarda sunulan Kakule için hafif sert dense de, çok sert olduğunu, tadınca daha bir net anlama fırsatı buldum…Ama denemeden ayrılmayın derim Mesrur abinin mekânından. Ne de olsa farklı bir tat farklı bir lezzet…(Bkz HK1).
Ekip olarak logomuzu yapıştırıp, güzel intibalar ile Has Kral Hatay Sofrası ‘ndan ayrıldık…(Bkz. HF 12,HF 13)
Bu haftaki keşfimizde bize rehber olan Aycan’a emeği için teşekkürler…

Keşfe devam;

Sevgiler
Varlık Sezgin

Bir Cevap Yazın