Numan Usta – Ankara

Numan Usta – Ankara

“Gurme”yi eğer “tatbilir” diye çevirdiysek Türkçe’ye, gurmenin gittiği yerlerde de tatbilir insanlara kendini beğendirebilen ustalar olmalı değil mi? Üstelik o ustalar bunu tamamen beğenilmeme kaygısı ile yapmıyorsa… Keşfetmek güzel şey, keşfedilen yerlerdeki ustaların yaptıkları işi bizim yemeği yememiz kadar sevmelerini görmek daha güzel şey.

Bu hafta Ankara’da keşfettiğimiz Numan Usta’nun ustalığı da buradan geliyor herhalde. Öncelikle katı kuralları var mekan sahibi Mustafa Dokuzağaç, nam-ı diğer “Numan Usta”nın. Gazlı içecek, salam, sosis, jambon, taze kaşar burada yasak. Yemekleri seçeceğimiz bir menü de yok. Biz ne yiyeceğiz peki? Piyaz, salata, meze, tandır, köfte, pide, tatlı diye sayıyor garsonlar sol baştan. Sınır yok, biz doyana kadar da getirmeye devam.

Eh, biz de kendimizi Numan Usta’nın maharetli ellerine teslim ediyoruz. “Ne çıkarsa bahtımıza” derken, aç kalıp kalmayacağımızın da tedirginliği yok değil aslında. Gösterilen ilgiye de bakıp bizi aç bırakmayacaklarına inanıyoruz. Karizmatik Numan Usta, yani Mustafa Bey, her yemeğin kendi önünden mutlaka geçtiğini söylüyor hepsine kefil olduğunu ifade edercesine. Bizim Ankara ekibi bu kez kalabalık. Ekip nihayet tamamlandıktan sonra da son kez “Başlayalım mı?” diye soruyor garson ve başlıyoruz masaya konanları izlemeye. Sanki Formula 1’in Numan Usta ayağına katılmışız gibi hızla bir şeyler gelmeye başlıyor masaya. Önümüzden geçen tabakları takip etmeye çalışıyoruz.

Gazlı içecek yoksa tabi ki yayık ayranı içilir. Masaya da ilk onlar geliyor. Sonra ufacık tabaklarda mezeler, salatalar, pideler derken bir de bakmışız ki izlemekten yemek yemeyi unutacağız. Elimizi biraz korkak alıştırınca da masadakileri bitirememe korkusu başlıyor bu sefer. Etli patlıcan meze gibi dursa da sanki tek başına yemek olur diye düşünüyoruz. Arnavut ciğeri biraz ön plana çıkıyor, üstüste konan tabaklardaki görünümüyle uyumlu bir şekilde. Piyaz altta kalıyor ama “Fasulyenin bu kadar büyüğe de olur mu? Bakla mı yoksa bu?” diye şüpheleniyoruz, yine de iştahımızı köreltmiyor bu sorgulamalar. Tabelaların bazılarında gözümüze çarpan “Köfteci Numan Usta” isminin “köfteci” kısmı da piyasaya çıkıyor özel yapım köftelerle birlikte. Ortaya gelen kıymalı ve peynirli pidelere elimiz zor gidiyor, artık görsel kapasitemizi zorlamaya başladığımızı hissediyoruz. Pilavlı tandıra da biraz ayıp ediyoruz sanki o kadar çeşidin arasında. En kral sofralarda başköşeye konan tandır değil miydi bu sahi? Mekanın hafif “loş” ortamında kendini kaybettirmeyi başarıyor. “Tatlı kahvenin tadını bozar” lafına uygun şekilde önce kahveleri içiyoruz, ardından da Kemalpaşa tatlısına bakakalıyoruz. Yiyecek halimiz pek olmasa da, Kemalpaşa tatlısının tahinli sunumuna dayanamıyor ve onu da kapanışa koyuyoruz.

Buranın sırrı gözle doymanızı sağlamak olsa gerek diyerek masaya bakıyoruz, acaba yemeyi unuttuğumuz bir şeyler kaldı mı diye. Eh, hem adımızda hem de özümüzde gurmelik varsa beğenmemek de hakkımız değil mi? Herkes memnun olmuyor tabi bu karmaşanın içinde. Bu durumu pek de belli etmiyoruz ama kötü not vermek de hakkımız değil mi? Yoksa ne farkımız kalır sıradan müşterilerden?

Akşamın kapanışını Eskişehirli Numan Usta’nın ekibi ile klasik pozumuzu vererek yapıyoruz. Baştan sona sıcak tavırları ve hizmetleri için herkese teşekkür ederek hemen Ankara’nın gelecek keşiflerini düşünmeye başlıyoruz.

Şimdiden afiyet olsun.

Gencer Özkazman

Numan Usta – Ankara” hakkında 1 yorum var

  1. yılmaz dedi ki:

    tamamen abartılmış bir övgü.
    saygızca davranılan bir yer.kendilerinin utanması gerekirken müşterilerinin içinde çok kaba şekilde konuşan bir sahibi var.grupfoniden aldığınız kuponu kullandırmamak için şekilden şekile giren müşteri memnuniyetini hiç önemsemediğini söyleyen bir daha asla gidilmemesi gereken yerlerden biri

Bir Cevap Yazın