Sur Ocakbaşı – Fatih

Sur Ocakbaşı – Fatih

Yağmur… Yaz olmasına rağmen, hatta Temmuz ayında bile sağanak… Yağdıkça yağıyor, gürledikçe gürlüyor gökyüzü…
Hele de İstanbul gibi büyük bir metropolde tüm hafta içi yoğun çalışıyorsan daha bir heyecanla bekleniyor hafta sonu… Ama yağmur varsa hüzünlü oluyor heyecan cumartesi sabahları…
Trafik daha bir kötü, insanların yüzlerindeki gülümseme biraz daha karamsar, yine kararan gökyüzündeki ay…
Ama Sonradan Gurmeler olarak daimi merak ve heyecan ile yine bir cumartesi günü bardaktan boşalırcasına yağan yağmur eşliğinde yollara koyulduk… Aldırmadan, arkamıza bakmadan zor şartlar da olsa keşfe devam…
Kadınlar Pazarı… Fatih’in köklü muhiti… Yıllara meydan okurcasına kendini korumuş Unkapanı’nın hemen karşı arasında. Biraz taşralı biraz modern, ama her an sade ve samimi, zamanın et pazarı…
Esasında aylar öncesinde tanışmıştık ki o zaman da ayrı bir keşfe yelken açmıştık, yine bir soğuk ve yağmurlu kış gününde… Tarih tekerrür eder misali yine yağmurlu bir günde yollarımız kesişti Kadınlar Pazarı ile…


Muhitin en tanınmış mekânı Sur Kebapçısı’nda hep birlikte, bu sefer ne ilginçtir ki bir arada ama aynı zamanda aldık soluğu Sonradan Gurmeler olarak…
Tabii tanışmamız da kapıda oldu İsmail Usta ile…Diyarbakırlı bir aileni 6 evladından ortancası..İşine sıkı sıkıya bağlı…88 yılında yollara düşmüş 6 kardeşi ile umudu bulmak adına İstanbul’a..
Macera, öncesinde Aksaray’da ufak bir dükkânda başlamış…6 kardeş dile kolay hepsi bir anda öğrendiklerini uygulamaya başlamış mutfakta, tezgahta, açtıkları o ufak mekanda…
Hem Diyarbakır mutfağından ufak bukleler sunarlarken İstanbullulara, bir yandan da alışmaya çalışıyorlarmış İstanbul’a zamanla… Belki biraz korku biraz endişe, ama 6 kardeş tek bir yürek olmuşlar bu iş içinde…
Sonrasında işler biraz büyür gibi olunca da 95 yılında Kadınlar Pazarı esnafı olu vermiş Sur Ocak başı olarak…
Yıllarının çalışmakla geçtiğini söylemeden geçmiyor İsmail abi… Muhitin bir nevi muhtarı gibi olmuş, hatta Emniyet ile de çalışarak Mobese kameraları ekletmeyi de ihmal etmemiş…’’Artık buralar çok daha güvenli ’’ diyor ve ‘’Sevilen bir karakter’’olduğunu da eklemeyi ihmal etmiyor da ayrıca…
İşler yoğun, tur ekiplerinin biri gidiyor biri geliyor..Bir elinde telefon ile her an teyakkuzda…
Bizler de masamızda yerimizi almış soluksuz muhabbet eşliğinde yemeklerimizi beklemeye koyulmuşuz o ara…
Mutfak keşfine gidelim dediysek de, tadilat dolayısıyla detaya inemedik aslında… Ama belki o aşamada gördüğümüz temizlik bizde her ne kadar pek olumlu düşünceler uyandırmasa da belki tadilat sonrası düzelir diyerek masamıza dönüverdik…
6 kardeşten, kimisi mutfakta kebap hazırlıyor, kimisi garsonluk yapıyor kimisi de pazarlamasını… Ama vitrin tamamen İsmail abiden soruluyor… İşte bir aile şirketi örneği sapasağlam,güçlü, dirayetli,…
Karadenizlilerin dediği gibi, ‘’İşin varsa başında, teknen varsa k… olacaksın’’’.Buna çok güzel bir örnek esasında…
Masamıza döndüğümüzde donatılmış olduğunu görünce ayrı bir keyiflendik…
Çiğ köfte, Perde Pilavı, Saç kavurma, Büryan kebabı ve tabiî ki de Sur kebabı…
Tatlarına diyecek yok belli ki enfes ötesi… Her biri birbirinden leziz…
İçli köfteler,haşlanmış, kalın kabuklu ve üzerinde yağ dökülmüş.Biraz farklı sanki önceki deneyimlere nazaran…
İçli köfteleri yerken peşine gelen ayranlar da yöreye ait bakır kaplarla servis ediliyor..Bakır kepçelerle de içiyorsunuz köpüklü yayık ayranlarınızı…
Ancak asıl dikkatimizi çeken Sur kebabı olmuştu aslında…
İçeriği, bir nevi her tür eti içermekte..Adana ,Urfa yöresine ait kebaplar, tavuk şiş ile bezenmiş ciğer ile de süslenmiş..Tabi altında da yöreye ait bulgur pilavı, normale göre iri ve yağsız…
Etlerin özellikle süt danası olduğunu, Diyarbakır’ın Karaca Yaylası’ndan günlük olarak geldiğini söylüyor İsmail abi… Stok yapmayı pek sevmediğini de ayrıca ekliyor…Tabiî ki de ete tadını, oralarda yetişen yayla bitkileri veriyormuş..O yüzden doğal ve yöresel..
Adeta, ağızda eriyen cinsten… İyi pişirilmiş belki de başlangıçta iyi terbiyeli…
Hep birlikte afiyetle yenen yemek sonrası, bir diğer merak konusu olan Sur tatlısı, kulislerde konuşulurken bir anda karşımızda gördük koca kazan içerisinde içinden buhar çıkararak… Sıcak yenmeli nihayetinde… Önce hafif bir görsel sonrası hazırlanmak üzere tekrar mutfağa götürüldüğünde, hemen İsmail abi kısaca anlatmaya başladı hikâyesini…
Babaannesinin yıllarca yapmış olduğu bir lezzet esasında…Küçükken iştahla yediğini şimdi haklı gurur ile anlatması ayrıca göze çarpmıyor da değildi hani…
Keçi sütü ile perçinleşen ve rengini safrandan alan, irmik ve dil peynirinden yapılmış ve fırında pişirilmiş eşi benzeri başka yerde olmayan lezzet… Servis edilirken içine dondurma konması da ayrı bir tat katıyor
Yemesi de çok keyfli… Çok ağır olmadığı gibi, çok tatlı da değil, tam tadında hem de sıcak…
Mutlaka tatmanızı tavsiye ederim..Ama sakın tarifini sormayın..Bir kaç kere yeltendiysek de, üzümünü yememizi tercih etmemiz gerektiğini sonradan anladım…
Belki de işin sırrı gizeminde olmamalı mı sizce de?
Tabiî ki de ,Türk mutfağı’na özgü her yemek sonrası çay, kahve keyfi de olmazsa olmazlardandır…
Afiyetle, güzelim çayını ve kahvesini hoş sohbet eşliğinde içtik…
İsmail abi ve harıl harıl çalışan ailesi ile bir daha karşılaşmak ve misafirleri olma sözünün vererek mekandan ayrıldık…

Keşfe devam,

Varlık Sezgin

Sur Ocakbaşı – Fatih” hakkında 1 yorum var

  1. bilalozerol dedi ki:

    Merhabalar,

    Mekanlarda maksimum 25 tl limitimiz olduğu için etkinliklerimizde alkol yoktur.

    http://www.sonradangurmeler.org
    “Bu toprakların en lezzetli hareketi “

Bir Cevap Yazın