Hayat Lokantası Necip Usta – Fatih

Hayat Lokantası Necip Usta – Fatih

Söyle bir baktığınızda Anadolu’nun coğrafi yapısına, gerçekten her türlü yapısal farklılık göze çarpar bir karede…
Kimi yerler sulak kimi yerler kurak, kimi yerler bereketli yer gök, kimileri yer değiştirilmesi için ise birebir belki de…
Ama bir bütün olarak baktığınızda tam bir etnik bütünlük…
Doğu Anadolu mesela… Dağlık, yeşillik iç içe. Belki tarım için pek elverişli olmasa da hayvancılık için birebir… Suyundan, toprağından belki de etlerin tadı da bir başka oluyor…
Ne tasarrufluyuzdur bizler… Düşünün mesela, hangimiz et yerken kemiği iyiden iyiye sıyırmayız… İşte bu şekilde kıymet bilen bizler, kesilip etleri pazarlanıp sofralarda yer bulacak olan dana, kuzu, boğa, koyunun paçalarını da kullanarak çorba yapar da olmuşuz…
Kimimiz pek sevmez belki de paçayı, kimimize göre de yenmez yaz zamanı ama Sonradan Gurmelerin keşif turu bu sefer Hayat Lokantası‘n da durakladı…
Fatih’te küçük bir mekan.. Sarıgüzel Caddesi üzerinde köşe bir dükkân… Her ne kadar küçük olsa da içerisi koca bir tarihe ev sahipliği yapıyor. Esasında bulunduğu bina da ayrı bir tarihi eser ya…
Necip Usta’nın oğlu Yusuf karşıladı bizi… Çok hoş sohbet ve bir o kadar da samimi… Erzurum’dan geldik diyor Yusuf…70’li yıllarda babası ile amcası başlamışlar Paça çorbasını İstanbullulara servis etmeye… Başta zorlanmışlar tadı lezzeti beğendirmede… Şimdi ise geleni çok Yusuf’un…
Fatih’teki mekânını, ailevi nedenlerden yerini değiştirerek 2003 yılında şuan ki yerine taşımış…
Sabah 6’da açıyor mekânı ve bir fiil, sabah kahvaltı niyetine paça çorbası içmek isteyenlerle, güne başlıyoruz diyor… Kimileri sabah namazı sonrası kimileri ise nöbet ertesi eve giderken bir defa da olsa uğruyormuş… Tabii 15 çeşit çorbayı da unutmamak gerek… Esas olay paça olsa da…
Şahsen, paça, kelle, işkembe gibi bilumum sakatat türü yemekleri sıklıkla tercih eden biri değilim. Ama bu bir ilk olacaktı… Biraz endişe, biraz da korku yok değildi hani…
Mutfak olması gerekenden küçük. Usta, belki de bu şekilde olunca, malzemelere kolayca ulaşabiliyor… Kendi düzenini bir şekilde kurmuş o küçücük ama muazzam eserlerin çıkarıldığı dünyada…
O ara gözümüze çarpan büyük kazanı kaldırdığımızda fark ettik bize hazırlanan paça çorbasını…’’ilk olarak kimin aklına gelmiştir acaba, paçayı da bir pişirsem su ile buna da paça çorbası desem nasıl olur tadı, lezzeti’’.Ne ilginç değil mi?
Her gittiğimiz keşif yerinde en belirgin olarak sorduğumuz ‘’Etler nerden geliyor’’sorusuna genelde Balıkesir denmesi de ayrı bir konu.
İstanbul, etlerini genellikle Balıkesir’den alıyor diyebiliriz bu bağlamda…
Hayat Lokantası Necip Usta, olması gerekenden biraz ufak. Ne de olsa meşhur ama o şekliyle de 35 kişiye eş zamanlı paça ziyafeti de vermiyor değil hani…
Paça çorbası haricinde Türk Mutfağı’nın eşsiz lezzetlerini bulmanız da mümkün… Et sote, türlü, İzmir köfte, patlıcan musakka ve diğerleri… Ama ilk defa yiyecekseniz de paça çorbasını, mutlaka Hayat Lokantası Necip Usta’da bir soluk alınmalı…
Yemek sonrası, bir diğer tanıdık lezzet göze çarptı… Her ne kadar görünüşü ile tadını anlamasak da çokça, alınan bir kaşık sonrası lezzeti, içeriği ve sunumu ile bir anda biti verdi İrmik Helvası… Kısaca özetlemek gerekirse de;

İrmik helvası 4 kişilik; 2 su bardağı irmik, ½ paket margarin, 2 bardak şeker, yarım fincan çam fıstığı
Hazırlanışı ise çok basit. Bir tencereye margarini koyup erittikten sonra çam fıstığı ve irmiği ilave edin. Kısık ateşte fıstıklar pembeleşip irmik kıvamını alıncaya kadar hiç durmadan karıştırın. Kıvamını bulunca da kaynar sütü ilave edip iyice karıştırın, toz şekeri de ilave edip daha da karıştırın. Sonrasında tencerenin kapağını kapatıp kısık ateşte demlendirin. Sonrasında ise en basiti tencereyi kısık ateşten alıp ılımasını bekleyin…

Çok basit gibi görünse de ustaların eline su dökülemez herhalde… O kıvam o lezzet, sırf bu yüzden Fatih’e de gidilebilinir belki de…
Yemek sonrası güzel sohbet ve muhabbetle ve hafızalarda kalıcı anılarla mekandan ayrıldıktan sonra hemen bir arka sokakta tarihe ışık tutmak biraz olsun da şahitlik etmek adına 1918 yılında kapılarını açmış olan Barbaros’a da uğramadan edemedik..
Süt ve süt ürünlerini tüm eşsiz güzelliği ile servis ediyorlar… Kendi adıma naçizane önerim, Keşkül’ü sevenler için mutlaka gidip görülmesi ve bir kâse de olsa yenilmesi gereken bir yer…
Yoğurdu, sütlacı, tavukgöğsü, kazandibi de ayrıca sunulan lezzetler o tarihi köklü havada…
Her hafta leziz ve eşsiz yemekleri yemeğe devam etmek adına,

Keşfe devam

Varlık Sezgin

Hayat Lokantası Necip Usta – Fatih” hakkında 1 yorum var

  1. cetinozturk dedi ki:

    Bir gazeteci olarak degerlendirirsem ve bunu da bir sonradan gurme olarak ifade etmem gerekirse, yazi enfes ve saptamalar da tam kivaminda olmus. Sunumda biraz susleme sanatindan fazlaca kullanilmis da olsa ziyaret edilen mekanin motivasyonu acisindan bunun da bir gereklilik oldugunu dusunebiliriz. Kalemine saglik diyecegim ama artik herhalde klavyenemi saglik demek gerekiyor. En iyisi eline saglik.

Bir Cevap Yazın