Konyalı Restaurant – Sirkeci

Konyalı Restaurant – Sirkeci

Eminönü yolcusu kalmasııııın!

Ramazan ayının son haftasında yapacağımız Eminönü-Sirkeci-Galata gezimiz işte başlıyor! Geçmişte, ilk esnaf lokantalarının dizi dizi sıralanmaya başladığı, İstanbul’un en eski, tarih dolu ve hatta biraz mistik; kentin ruhunu taşıdığı daha ilk bakışta anlaşılan semtlerinden birine doğru yol alıyoruz… Bu haftaki lezzet durağımızın adresi Sirkeci. Birazdan lokantamıza gidip diğer konuklarla beraber sıraya gireceğiz ve sonra tepsimizi birbirinden leziz ve çekici yiyeceklerle doldurmaya başlayacağız. Nerde mi? Tabi ki 113 yıllık tarihiyle bulunduğu semte yakışır bir şekilde bizlere göz kırpan Konyalı Restaurant’ta!

Türk mutfağının en güzel örneklerini bir arada sunan lokantamız öyle kalabalık oldu ki iftar vaktinde, dumanı tüten yemeklerden tadabilmek için hızlıca sıraya girdik. Daha ilk girdiğimiz andan itibaren yemeklerin sergilendiği camekanın etrafında on tur atan ve karnında çalan ziller taa dışardan duyulan şeker arkadaşımız Müjdat, Hindistan’dan aldığı havalı güneş gözlüğünü de takarak kuyrukta yerini aldı!  Dopdolu bir menüye sahiptik o gün: kuzu kavurma, tas kebabı, imam bayıldı, hünkar beğendi, dana rosto, İslim kebabı, Mengen tava gibi et yemeklerinden tutun; günün çorbası, iç pilavı, zeytinyağlı yaprak sarma, patlıcan salatası ve şakşukaya kadar birçok leziz yemek hazır ve nazır oradaydı. Tatlılardan da, baklava çeşitleri, bir Ramazan klasiği güllaç, sütlü nuriye, sütlaç, kazandibi ve keşkül beğenilerimize sunulmuştu. Çeşit bu kadar çok olunca lezzet kalitesi düşer diye endişelenmeyin; her biri farklı lezzetleri tadan tüm sonradan gurmelerimiz, yemeklere geçer notlar verdi. Zira çorbadaki kıvam, etlerin yumuşaklığı ve tatlıların malzeme kalitesi beklentilerimizi karşılayacak düzeydeydi.

Sıra geldi bu eşsiz lezzetlerin sırrını öğrenmeye… Bizi son derece nazik bir şekilde ağırlayan mekan sahiplerimiz, etlerin özel olarak terbiye edildiğini ve birçok malzemenin değişik yörelerden özel olarak getirtildiğini anlattı. Örneğin baklavada kullanılan tereyağı Mersin’den gelme… Bir de her yemek üzerinde uzmanlaşan ustaların maharetinden ve her birinin kendi alanıyla özel olarak ilgilendiğinden bahsettiler. Mustafa ve Kemal Bey’den aldığımız bilgilere göre lokantanın en çok simidi, şam kurabiyesi ve su böreği ünlüymüş. Bezelye ve bamya çorbaları ile de farklı tatlar yaratıyorlarmış. Tandır, talaş ve su börekleri ise müdavimlerinin en çok tercih ettikleri yemeklermiş… “Unutmamanız gereken bir nokta” diye ekliyorlar: malzemenin, pişirme tekniklerinin vs. hiçbir önemi kalmıyor; eğer yemeğe sevginizi katmazsanız! Diğer bir ifadeyle; lanetler okuyarak yaptığınız bir yemekten hayır beklemeyin! 

Konyalı’da toplam 60 kişiyle çalışıyorlar. Lokantanın yanında bir de pastane bölümleri var. Bir kapıdan çıkıp diğerine girince kendinizi, çeşit çeşit tatlının vitrinden gülümsediği pastane bölümünde buluyorsunuz. Ha bir de Tuncay Usta gülümsüyor size; lezzeti bizzat İtalyan misafirlerce tescillenen tombul pizzaları fırına atarken… Duvarlarda, çerçevelenmiş, üzerinde el yazıları ve imzaların bulunduğu kağıtlar dikkatinizi çekiyor. Atatürk ve ülkemizden bazı bürokrat ve tanınmış isimlerin yanı sıra, bazı yabancı ülkelerde dönemin devlet başkanı olan kişiler ve hatta saray sakinleri Kraliçe II. Elizabeth ve eşi, karınlarını burada doyurup gitmiş. Eee, kurucusunun adından belli; H.Ahmet Doyuran, 1800’lerin sonlarında lokantayı açıp ilk yemeği pişiren büyük dede! Şimdilerde 3. kuşağın işletmeciliğini yaptığı restoranın ünü artınca, 1967’de Topkapı Sarayı’nda ve 2006’da ise Kanyon AVM’de de hizmet vermeye başlamışlar. Topkapı Sarayın’nın içindeki restoran, işte tüm bu ünlü simaların lezzetleri keşfettiği yerdir sevgili tat severler.

Gelenekselleşmiş neşeli ve curcunalı sohbetlerle renklenen yeme-içme faslı tamamlandıktan sonra rotamızı Feshane’de düzenlenen şenliğe çeviriyoruz. Mesir macuncusu, dondurmacısı ve hatta İzmirlilerin deyimiyle “süt darı”satıcılarıyla şenlenen panayır alanından geçerek eski Galata köprüsüne bir bakış atıyoruz. Daveti hemen kabul edip atıyoruz kendimizi loş sokak lambalarının eşlik ettiği, yolları aşınmış köprüye. Canlanıyor tarih tutkusu Engin’in, başlıyor geçmiş yılları anlatmaya; İrem de bir yandan fotoğraflarken enfes manzarayı, bir yandan eşlik ediyor sohbete. Bilal buraların fatihi zaten, o da çocukluk anılarından dem vuruyor. O heyecanla varıyoruuuz Galata’ya!

Şaire ilham veren, aşıkları dile getiren bir kent burası; sevilesi bir yer İstanbul! Yaşanmışlıkların izleri, sanatın ihtişamı ve geleceğe doğru güneş gibi parlayan yüzüyle İstanbul’da oturuyor Galata da işte…Muhteşem manzaranın hafif Türk müziği ile birbirine karıştığı; yıldızların, tarihi Yarımada’yı aydınlattığı bir güzel mekanda daha mola veriyor ve sıcak içeceklerimizi yudumluyoruz. Gecenin sonunda kulenin yanında ateş dansı yapan göstericiler uğurluyor bizi. Kaldırımları izleyerek lezzet, muhabbet ve tarih dolu gezimizi sonlandırıyoruz.

Bir sonraki buluşmada görüşmek üzere; afiyetler sonradan gurmeler!

Konyalı Restaurant – Sirkeci” hakkında 1 yorum var

Bir Cevap Yazın