Ekspres İnegöl Köfte – Kadıköy

Ekspres İnegöl Köfte – Kadıköy

KÖFTEYE GEL KÖFTEYE
Etimolojik açıdan incelemek gerekirse ‘Köfte’ kelimesi aslen Farsça ‘Kufteh’ kelimesinden türemiş. Bu kelimenin kökeni ise bir takım gıda malzemesinin dövülmesi veya ezilmesi anlamına gelen ‘kuftan’ fiiliymiş. Lakin gelgelelim bizi etimolojik değil gastronomik kımı alakadar ediyor. Türk mutfağında vazgeçilmez bir yeri var köftenin. Sulusu, kurusu, maydanozlusu, salçalısı derken nerden baksanız yüze yakın çeşidini bulabilirsiniz.
Kadınbudu köfte, tükrük köftesi gibi marjinal olanların yanı sıra bu çeşitlerin hatrı sayılır bir kısmı da isimlerini doğum yerlerinden almış. Akçaaabat Köfte, Rumeli Köfte, İzmir Köfte, Adana köfte ve pek tabi İnegöl Köfte bunlardan yalnızca bir kaçı.
Bana sorarsanız köfte konusu tartışmaya gelmez. Herkes farklı bir çeşidini beğenmiş benimsemiştir. Fakat hepsinin birer üstadı vardır elbet…
Misal ustasının ismiyle anılmayan nadir köftecilerden biri Ekspres İnegöl Köfte. Halbuki tarihi 1962 yılına dayanan bu köftenin ustası Ali Çelik hem şanı hem şöhreti fazlasıyla hak ediyor. Hoş kendi elinden çıkmış köfteleri yiyememiş olsam da oğlu Haluk Bey’in 1986 yılından bu yana Kadıköy’de işlettiği lokantasında servis edilenler, benim için yeterli referans. Aynı şekilde en eski müşterileri için de aynı şey geçerli olacak ki üç jenerasyondan müşterileri düzenli olarak kendilerini ziyaret ediyormuş. Ben de bu tadı gelecek nesillere taşıma görevini üstlenecek neferlerden biri olmaya gönüllüyüm.
Köftelerinin lezzetinin sırrı senelerdir tek bir çeşide konsantre olmuş olmalarından kaynaklanıyor. Bildiğimiz ‘köfteci’. Taze malzemelerle günlük olarak hazırlanıyor olması da kalitenin devamının gereği. Günlük diyorum fakat aslen köftenin pişecek kıvama gelmesi için etin üç, dört günlük bir işlemden geçmesi gerekiyor. Öncelikle Haluk Bey’in bizzat gidip seçtiği düve karkastan ayrılan etler kıyma haline getirilerek -20 derecedeki dolaplarda muhafaza ediliyor. Ete binde yirmibeş oranında yağ katılıyor. Elbette ki köfteye esneklik kazandırabilmek için etin çok çok iyi bir şekilde dövülmesi gerekiyor. Fakat maalesef bu işlem için teknoloji çağının gereğini yerine getirerek makina kullanıyorlar. Her ne kadar İstanbul’da tek bir müessese işletiyor olsalar da günlük müşteri sayıları 750 ila 1000 arası. Dolayısıyla servis gibi hazırlığın da ‘ekspres’ olması icap ediyor ister istemez. Ardından hazır hale gelen köfteler kömür ateşinde ızgara edilerek servis ediliyor. Yanında elde doğranmış patates kızartması ile birlikte. Ben sırf patatesle yoğurt yiyeni de gördüm patatesine dokunmayanını da. Takdiri size kalmış.
Lokantanın bir diğer sessiz kahramanı ise yoğurt. Yoğurt doğal mayalı, Manyas’tan geliyor. Şahsen ben köfteyi bir yana bırakıp yoğurda hayran olanlara şahit oldum ne yalan söyleyeyim. Piyaz soğanlı ve soğansız olmak üzere iki çeşit. Limonla servis ediliyor, yanında da yumurta. Tek başına kayda değer bir özelliği olduğunu söyleyemem. Fakat tamamlayıcı lezzet olarak, son zamanlarda servis edilen havuçlu lahanalı piyazları düşünecek olursanız olması gerektiği gibi sade ve taze. Ayran ise ‘açık’. Manyas’tan gelen yoğurttan yapılıyor. Her zaman için paket ayranlara tercih edilebilir nitelikte.
Dediğim gibi, Ekspres İnegöl Köfte tam anlamıyla Türk işi fast food teriminin anlamını karşılıyor. Müşteriler geliyor ve masaya oturur oturmaz, bir mi yoksa bir buçuk porsiyon mu istedikleri soruluyor. Yanında soğanlı ya da soğansız seçeneğiyle piyaz ve yoğurt tercih edilebiliyor. Günde yaklaşık 80 müşteri sabit olduğundan artık kendilerinden sipariş bile alınmıyor. İçecek siparişi de verilir verilmez yaklaşık 2 ila 3 dakika arasında köfteleriniz yanında özel sosuyla birlikte önünüze geliyor. Etrafınızdaki hareket sizi de hızla yemeye teşvik ediyor ve bir bakıyorsunuz on dakika içersinde tüm köfteleri mideye indirivermişsiniz. Dolayısıyla belirtmem gerek ki eğer tercihiniz yavaş yavaş yemeğinizi yiyip arkasından demli bir bardak da çayınızı içmekse ‘Ekspres İnegöl Köfte’ sizin için uygun bir yer değil. Fakat konumu ile bu açığını da kapatıyor. Zira yemeğin ardından çevredeki tarihi pastaneler veya tatlıcılarda, ya da pek çok farklı mekanda çayınızı yudumlayıp keyif çatabilirsiniz.
Fiyatlar makul. Köfte, piyaz, içecekten oluşan menüyü yaklaşık on beş liraya yiyebilirsiniz.
Belirtmek istediğim bir diğer nokta da mekanın ambiyansı. Aslen mekan görüntüsü itibariyle sıradan bir esnaf lokantası. Fakat sahip olduğu üne rağmen duvarlarda ünlülerle çekilmiş fotoğraflar olmaması dikkat çekici. Nedenini sorunca birden yüzü buruşuyor Haluk Bey’in. “Bence çok ayıp birşey diyor, onların ki ağız da diğer müşterilerinki değil mi!” Ardından ekliyor; “Duvarlardaki resimler mesela. Hepsi orjinal.” sanata, sanatçıya, müşterilerine saygı gösteren biri kendisi. Şimdiyse üçüncü jenerasyona meslek öğretmeye hazırlanıyor. Şubeciliğe karşı. İlk dükkanları 1963’ten bu yana Ankara Cinnah’taki yerinde hizmet vermeye devam ediyor. Başında ablası var. Bir defa frenchise girişimi olmuş, işletmecilerden memnun kalmadığından kısa sürede geri çekmiş. Prensiplerine bağlı, baba mesleğini severek yerine getiren bir patron.
Neticede yolunuz Kadıköy’e düşerse İskele Caminin arkasındaki bu lokantada siz enfes köfteleri çarçabuk mideye indirirken kendisiyle de göz göze gelme şansı bulacaksınızdır. Mekan ilk müşterisini öğlene doğru 11 gibi ağırlıyor. Akşamları saat 9, 9:30’a kadar açık.

Keşfe devam ,

Gülce Erhan

Bir Cevap Yazın