Asır Restaurant – Beyoğlu

Asır Restaurant – Beyoğlu

MUTLULUĞUN VE HÜZNÜN BULUŞMA NOKTASI: İSTANBUL’DA BİR MEYHANE…
Ağzının tadını bilen sevgili dostlar, hepinize bir kez daha merhaba!
Bu hafta, birinden meraklı lezzet avcılarımız ile her metrekaresi hatıra kokan eski bir Rum meyhanesini ziyaret ettik. Hasırdan duvarlarıyla insanın içini ısıtan, kimi zaman efkârlı kimi zaman da neşeli hikâyelere ev sahipliği yapmış bu karakterli lokantanın adı Asır Restoran… Gelin, hep beraber o heybetli demir kapıdan içeri girelim…
Asır Restoran’ın anlatılmaya değer güzel bir hikâyesi var. 1930’larda İstanbul’da başka bir lokantada çalışan ve zamanla Asır Restoran’ın olduğu kadar tüm çalışanların da babası haline gelen merhum Niko Usta’yla tanışalım önce. Zamanında “Kulaksız Niko” lakabıyla anılan büyük dede, Tarlabaşı esnafıyla çok iyi arkadaşlıklar kurar. Sık sık bir araya gelen esnaf, neşeli sohbetlerini eskiden çamaşırhane olarak kullanılan yıkık dökük bir binaya taşır. Bir gün arkadaşlardan biri, ustaya, şimdiki mekanı işaret ederek: “Kulaksız Niko, gel burayı meyhane yapalım!” der. Esnafın da yardımlarıyla marangoz takımlarını alıp çalışmaya başlayan Usta, o zamanki adıyla ‘Hasır Restoran’ı böylelikle kurar. Usta’nın bir çingeneyle sohbeti sırasında ortaya çıkacaktır bu isim. Zira restoranın duvarlarını kaplamak için uygun bir malzeme aranmaktadır; öyle çok pahalı olmayacak ve kir-pas tutmayacak türden… Bu sohbet sırasında ortaya atılan fikirle, hem lokantaya ismini veren hem de dekorasyonu ile özgünlük katan hasırlar duvarları kaplar.
Açıldığı günden beri sayısız konuk ağırlayan ve özverili bir çalışmanın ürünü olan bu lokanta, aynı zamanda bulunduğu semte ve kente “meyhane” kültürünü ilk tanıtan yerlerden biri olur. “Eskiler bilir” diyor bize bu hikayeyi anlatan ve ustanın tek çocuğu olan Hakkı Bey; “İstanbul’da meyhane denince akla 3 isim gelirdi: İmroz, Cumhuriyet ve Asır!” Yeri gelmişken söyleyelim, Hasır isminin tescilinin kendileri tarafından alınmaması ve daha sonra aynı isimle farklı bir lokantanın açılması sebebiyle ilk ismi terk edip yerine ‘Asır’ı almak zorunda kalırlar.
İsmi ne olursa olsun geleni-gideni çoktur bu mekanın. Çalışanlar ustaların elinde yetişir, yazın Burgazada’daki İdeal Restoran’da, kışın ise Tarlabaşında’ki esas yerinde, yani Asır Restoran’da hizmet verilir. Evet evet, yanlış duymadınız, okulların tatil olmasıyla demir kapıyı kilitleyip Ada’nın yolunu tutarlar. Deniz kokusu alınmadan olur mu hiç?!
Geçmişten çok bahsettik, biraz da günümüze göz atalım. İçeri ilk adım attığınızda hoş bir hava içine çekiyor sizi. Duvarlar, belki 20-30 sene öncesine ait fotoğraflarla dolu. Eski zaman kıyafetleri, erkeklerde pos bıyıklar, bayanların yüzünde ise hoş gülümsemeler dikkat çekiyor. Öyle çok fotoğraf var ki sayamadım; hatta bir yerlerde Muhammet Ali’yi bile gördüğümü söyleyebilirim!!! Duvarlarda sadece fotoğraf var sanmayın; özlü sözler, şiirler, gazete küpürleri, Artun Hoca’nın bir yazısı ve daha fazlası… Dekorasyonun özüne sadık kalınmakla beraber, “yazın Dimitro gelir, kafasına göre bir şeyler yapar” diyor Hakkı Bey; “bu antik Yunan heykelleri de onun eseri”. Sımsıcak havaya kaptırıveriyorsunuz kendinizi, sandalyelere bakıp geçmişte bir gün, orada kimlerin oturup neleri konuştuğunu duyasınız geliyor… Tam o anda size doğru gelen kişi ise, ellerinde hamsi tabakları ile yol alan garsonlar oluyor!
İşte yemeklerden bahsetme zamanı geldi! Açtık, çok aç! İmdadımıza patlıcan salata yetişti arkadaşlar, ama esaslı bir salata bu! Kremalı, mayonezli kendinden geçmiş bir patlıcan ezmesi değil; bildiğiniz közlenmiş patlıcan salatası! Bittikçe yenisi geldi, deyim yerindeyse sildik süpürdük. Salata da kesmiyor bir türlü, nerde kaldı minik hamsiler derken, hem taze hem çıtır hem de vıcık vıcık yağ damlamayan balıklarımız kıyıya yani masaya yanaştı! Yaşasın! Balık diyarında dolaşıp ta tadını en çok alarak ve severek yediğim balıklardan biri bu oldu. Yanında farklı bir lezzet olarak balık pastırmasını denemek istedik. Somondan yapılan pastırma için yapılan yorumlar: “Resmen pastırma, resmen balık!” ve “Önce pastırma, sonra balık tadı geliyor. Bayıldım!” şeklinde oldu. “Tatlılardan ne var tatlılardaaan?” sorusunun yanıtı ise kabak tatlısı idi. Kızarmış şekere vişne şurubu katılarak yapılan şerbeti ilgimizi çekti. Ah keşke üzerinde biraz daha ceviz olsaydı!…
Son olarak menüde başka neler olduğuna bakalım: balıklarda tekir, levrek, çupra, palamut ve diğerleri; mezelerde semizotu, haşlama sebze, kırmızı biber, topik, fava, pilaki ,karides, tarama, palamut marine, deniz börülcesi, ançüez, radika vb; ara sıcaklarda karides güveç, kaşar sufle, yaprak ciğer, paçanga böreği, kalamar, ahtapot; tatlılarda ise Kemalpaşa, bal-kaymak ve cevizli muz, çikolata sufle.
Eh artık daha fazlasını öğrenmek ve deneyimlemek de size kalsın… Aldığımız bilgilere göre, Tarlabaşı’nın yenilenmesine ilişkin birtakım projeler söz konusu; kentsel dönüşüm kapsamında ele alınan bu projelerde ne kadar yol alınacağını zamanla göreceğiz. Bu bağlamda, semtin dokusuna eski havasını kazandırma konusunda bize düşen görev de gidip, bunca zamana karşın hala nezih kalabilmiş lokantaları ziyaret etmek oluyor.

Aadres: Kalyoncu Kulluğu Cad. No: 94 Beyoğlu

Tel: (0212) 256 34 38- 297 05 57

Bir Cevap Yazın