Yavru Vatan’a Bakıp Çıkacağım

Yavru Vatan’a Bakıp Çıkacağım

Her şey bir telefon ile başladı esasında. Geziko’dan gelen sıcak bir davetti bu.

Takvimler Eylül’ün ilk haftasını gösterdiğinde artık ağaçlar yapraklarını dökmeye başladığında taktir edersiniz ki ,  insanın içini kısmen hüzün kaplamaya başladığı zamanda geldi bu sıcak davet.

Hem içimizi ısıttı hem de yüreklerimizi.

Rota Yavru vatandı. Keşfe doğru yola çıkacaktık.

Türk Hava Yolları, Kıbrıs’a seferlere başladı. Ve o Cuma akşamı #SabihadanKıbrıs’a yolculuğumuz için saat 18.00’de Sabiha Gökçen Havaalanı’na soluğu aldık.

Farklı hayat tecrübeleri yaşamış 7 seyahat tutkunu ve keşif ruhlu genç ile buluştuk. İşte işin en keyifli kısmı da bilinmeyene doğru birlikte yol almakta.Gezgin ruhunu besleyen gizemli güç işte bu.

E bir de sonradan gurme olarak ilk defa tadılacak yemekleri düşünmek, seyahatın en lezzetli kısımları arasında sayılır bizce öyle ya.

İşte böyle merak ve heyecan ile uçakta yerimizi aldık.

Yaklaşık 1 saat sonrasında Kıbrıs’ın şirin Ercan Havalanı’na güvenle vardık.

Kıbrıs’ın Türkiye’den görünümü sadece bir yavru vatandan ibaret. İnanın bu yazıyı okuduktan sonra tüm düşünceleriniz değişecek. Çünkü Kıbrıs’ı tüm bilinmeyeleri ile keşfe çıkıyoruz.

Kıbrıs , Akdeniz’in en stratejik konumuna sahip adalarından biridir. Yaklaşık 9.251 kilometrekarelik alanı ile Akdeniz’in Sicilya ve Sardinya adalarında sonraki 3. en büyük adasıdır. Hatta bulunduğu konum gereği en önemlisidir. Nitekim ,kuzeyde Türkiye’ye 65 km  ,  güneyde Mısır’a 418 km , doğusunda Suriye’ye 112 km  ve 267 km ile Israil’e uzaktır.

Ada’nın toplam nüfusunun %70’i Rum , %30’u da Türk’tür. Mevcut populasyon adanın yerleşimini de etkilemiş olsa gerek , 1963 yılı itibariyle yaşanan olaylar ,  1974 yılına kadar sürmüş ve 20 Temmuz 1974 yılında Türkiye Cumhuriyeti Türk Silahlı kuvvetlerinin harekatı ile Kıbrıs ‘ın %30’luk kesimi olan kuzey tarafı Türklere ,  %70’lik güney kesimi de Rumlara ait olacak şekilde ayrılmış ve günümüzde de her kesim kendi devletine sahip şekilde devam etmektedir.

İşin en ilginci, Türkler biraz Rum, Rumlar da biraz Türk olarak yaşarken bu şiddete ve savaşa ne gerek varmış demedim değil açıkçası. Tabii işin dinamiğini bilemesek de , bizlere yansıyan etkisi bu şekilde.

Kıbrıs’ın adı ile ilgili birçok rivayet vardır. Ancak en çok inanılan ve beni de o kadar etkileyen hikaye ,  Adanın isminin burada yetişen Kına çiçeğinin (Lawsonia alba)  İbranice karşılığı olan Kopher, yine adada bolca bulunan bakırın Latince karşılığı olan Cuprum kelimesinden geldiğidir. En çok kabul gören tez de Kıbrıs metali anlamına gelen -ki bu bakırdır- Latince aes Cyprium ya da kısaltılmış haliyle Cuprum’dan geldiğidir.

Bunların yanında Kıbrıs, Yunan güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit bu adada doğduğu için Afrodit’in adası Afrodisia ve Amatosia olarak da adlandırıldığı bilinmektedir.

 

Uçaktan iner inmez soluğu otelimizde aldık.

Uçakta geçen keyifli sohbet ve tabii günün de yorgunluğundan olsa gerek, otelin büyülü havası hepimizi etkilemişti. Bellapais Monastery Village , Girne’nin Beş Parmak dağları eteğine kurulmuş,  eski bir monastırdan devşirme bir otel.

 

Odaların eskiden dershane olduğunu öğrenmek de bir hayli ilginç gelse de restorasyon ile bungalow havası verilmiş.

Otele girdiğinizde bir koku sizi büyüleyecektir. Emin olun. Yöre halkının Hindistan geceleri diye adlandırdığı bu ağacın çiçekleri,  akşamları güneşin batması ile enfes bir koku etrafa yayıyor. Gündüzleri ise aksine koku yaymasa da, muhteşem ihtişamı ile gözleri büyülüyor.

Kokunun, sizleri yumuşak bir duygu alemine götürdüğüne şahitlik edeceksiniz. Benden söylemesi.

1.gün Cumartesi ;

Kıbrıs’ta kesinlikle erken kalkmanızı öneririm. Adanın her gün güneş ile buluşmasına tanıklık etmek gerçekten çok keyifli olacaktır. Denizden gelen güneşin ışıkları sahile konan bir martı gibi sıra sıra evleri aydınlatarak tüm Ada’yı geçişi kısa sürse de kaçırmayın derim.

Kıbrıs’ta kahvaltı ;

Her otelde olduğu gibi, bizim otelde de kahvaltıda yöresel lezzetler servis edilmekte.

Reçel sevenler için şiddetle tavsiye ederim ki,  turunç reçeli ve havuç reçeli inanılmaz güzel.

Hele bir de yanında nar gibi kızarmış hellim peyniri oldu mu demeyin keyfe. Yanında sunulan köy ekmeği gabiradan da mutlaka yiyin. Bir de harnup veya üzüm pekmezini tatmanızı öneririm.

Sabahki mükemmel kıbrıs kahvaltısı ile yakıtımızı aldıktan sonra çantalarımızı ve makinelerimizi alarak yola koyulduk.

Türk Hava Yolları’nın Kıbrıs Bölge Müdürü Uğur Bey’in de eşlik etmesi ile Kıbrıs keşfi başladı. Rehberimiz de 65 yaşında bir çınar olan Kıbrıs müdavimlerinden Alper Enginsu da olunca tarihe yolculuğumuzun daha bir renkli geçeceğini hissettik.

Görülecek o kadar çok yer, dinlenecek o kadar fazla hikaye var ki…

Binlerce yıl binlerce millete ev sahipliği yapmış, Akdeniz’de inci gibi parlayan Kıbrıs, mitolojik olaylar bir yana , en küçük yaprağının bile savaşlara konu olduğu, her taşının altında tarih kokan altın değerinde bir adadır.

Stratejik konumu gereği sahil şeridinde olan şehirlerin hepsinin kalesi mevcut.

Girne, Kantara ve Bufavento kaleleri peri masallarından etkilenerek düşlediğimiz kaleleri hiç andırmaz. Duvarlarında tarihi yaşayacaksınız. Geride bıraktığı yılları ve yaşananaları hissetmememiz kaçınılmaz.

St. Hilarion Kalesi, Beşparmak Dağları’nın kuzeye bakan eteklerine inşa edilmiş bir kaledir. Kale burçları arasından güzel tatil beldesi Girne ile doğanın mükemmel manzarasını kuşbakışı seyretmeniz mümkündür.

Her adımında kanlı mücadele yaşanmış olan St Hilarion kalesi ,  Walt Disney’in Pamuk Prenses romanındaki kaleye ilham verdiği inanılmaktadır. Nitekim Walt Disney’in yıllar yıllar önce Kıbrısta St. Hilarion’a gelip buralarda keşif turları yaptığı ve romanı için ilham kaynakları aradığı  bilinmektedir.

Ve öğle yemeği ;

Kıbrıs acayip zengin bir mutfak kültürüne sahiptir.

Esasında alabildiğince geniş verimli toprakları olmasına rağmen bunun sadece %20’lik kısmı sulak arazidir.

Adada ciddi bir su sıkıntısı var. Ancak Kıbrıslı çalışkan ve dirayetli olduğundan, dar alan da olsa yine de enfes lezzetler sunmayı biliyor. Kocaman bir ‘’helal olsun’’ demek gayet yerinde olur.

Girne’de Kıbrıs evi diye bir yer var. Limanı, tepeden gören kalenin yanında minik bir restorant. Size nacizane tavsiyem önce terasında bir oturun şöyle bir iki dakika etrafa bir bakın ki nerede olduğunuzu bir daha düşünün. Adeta aynı anda farklı uygarlıkları tadacağınız muazzam bir manzara.

Masamızda yerimiz alınca ,  önce Kereviz turşusu geldi. Belki çoğunuzun Kereviz’in de turşusu mu olur dediğinizi duyar gibiyim. Emin olun bir harika.

Bilindiği üzere turşu tuzlu olmasından dolayı insanın iştahını kabartır. Öncesinde önümüze sunulması da tadımdan ziyade doymalık oldu. Ama inanın doydukça acıkmanın ne demek olduğunu anladık.

Hellim Böreği ile bulgur köftesi önce göze sonra damak tadını etkileyici lezzete sahip.

Bulgur kültürünün biraz Güneydoğu’dan geldiğini fark edeceksiniz. Maraş mutfağının altın bebeğidir bulgur ve bulgurdan yapılan lezzetler.

Ama Hellim böreğinin lezzeti bir acayip. Üzerine hafif bal dökülerek yeniyor.Siz istediğiniz kadar dökün. Lezzeti asla değişmiyor. Bizzat denedim ve afiyetle yedim.

Ana yemek öncesi servis edilen lezzetler kısmen başınızı döndürebilir. Ama işin gizemi ana yemeklerin gelmesi ile başlıyor.

Ada’nın çağlar boyu kültürel etkilerini mutfak kültüründe de göreceksiniz.

Magarina bulli ,  Şeftali Kebabı , Küp Kebabı ,  Pirohu bu yemeklerden sadece birkaçı.

Şeftaliyi çok sevmemden ötürü, tercihimi Şeftali Kebabı’ndan yana kullandım.

Ancak, Şeftali Kebabı’nın adına kesinlikle aldanmayın. Şeftali ile hiçbir ilgisi yok. Şeftali kebabı, koyun veya keçinin “gömlek” de denilen iç zarının kıyma, soğan ve maydanoz ile doldurulup, dolma biçiminde sarılmak suretiyle, şişte veya ızgarada pişirilmesi ile hazırlanan bir kebap eşididir.

Yanında garnitür olarak verilen patates ve bol maydanoz da kebabın süsü edasındadır.

Pirohu da Kıbrıs’ın köklü yemeklerindendir. Nor peyniri ( Lor peyniri de kullanılabilir ), kuru nane , yufka ve hellim peyniri ile hazırlanan bu enfes yemek de masaların değişilmezleri arasındadır.

Ada’nın bir diğer tarım değeri de şüphesiz zeytindir.Zeytin dallarını her yerde görebilirsiniz.Suyun elverdiği oranda adaya serpilmişcesine yapraklarından sarkan zeytinleri görebilir ,  hatta toplayanları seyredebilirsiniz.

Ada zeytininden hazırlanan Çakistas’ı , ekmek bana bana yiyeceksiniz.

Andolina incir’i de Kıbrıs’a gelenlerin yaşayacağı ilklerdendir.Boyutları normalden küçük ve yumuşak olması sebebi ile kolayca ezilebileceğinden aldığınız an yemenizi öneririz.

Tadı hala damaklarımda.

Yemek sonrası bir de keyif kahvesi içmeyi unutmayın. Manzara da kulağınıza bir Akdeniz türküsü fısıldayacaktır emin olun.

Kıbrıs’ın bu kadar zenginliği varken insan neden koca ada sadece kumar ile tanınabilir acaba demeden edemiyor…

Tabi bunun da mutlaka bir hikayesi vardır herhalde.

Nitekim kumar bir tercihten ziyade bir hayat tarzı haline gelmiş birçok insan için.Özellikle de Türkiye’de 90’lı yıllarda yasaklanan kumar ile insanların büyük bir çoğunluğu Kıbrıs’a kaymış.

Bu da Kıbrıs’ın ekonomisine can katmış.Nitekim kumar da çok getirisi olan bir yaşam şekli.

Ekonomisi canlandıkça yatırımlar olmuş , istihdam da artınca , Türkiye’den son 20 yılda yoğun göçler yaşanmış. Adanın büyük bir çoğunluğu Kıbrıs Türkü ve yabancılar olsa da nüfusun yaklaşık %10’u da Türkiyeden göç eden Türk vatandaşlarıdır.

Adada Akdeniz kültürü hakim olması Kuzey Kıbrıslı vatandaşların o kadar sıcak, samimi ve içten olmalarına vesile olmuş.

Kiminle konuşursanız konuşun en önemlisi insanların yüzü gülüyor.

Ama şunu da belirtmek isterim ki ,  adada ciddi sorunlar da yok değil. Su sıkıntısı baş göstermiş. Ve adanın enerji kaynakları sınırlı. E hal böyle olunca da ,  su faturaları elektrik , yakıt gibi giderler Türkiye’nin yaklaşık 3 katı kadar yüksek.

Ancak Kıbrıs halkı ne mücadeleler sonunda özgürlüklerine kavuştuklarını bildiklerinden , mücadele etmekten asla vazgeçmeyen bir halk. Taşı sıksa suyunu çıkaracak şekilde dirayetli ve iradeli.

O sebeple ,  artık turizmin odak noktasını sadece kumar ile değil kendi değerlerinin tanıtımına da kaydırmayı düşünüyorlarmış.Zengin tarihi ve doğası ile  mükemmel Kıbrıs mutfağı bizleri bekliyor.

Cumartesi akşamı Paşha Otel’in muazzam Girne manzarasına karşı oturduğumuz terasında ,  lezzetli yemeklerini yerken sohbet etme fırsatı bulduğumuz Pasha Otel’in koordinatoru Onursal Bey ve Kıbrıs Turzim Derneği fedarasyonu başkanı sayın Orhan Tolun bey ile Kıbrıs’ı konuşma fırsatı bulduk.

Leziz yemekler ,  kulakların pasını silercesine gelen enfes müzik resitali eşliğinde, dolunayın yakamozu da Akdeniz’den bizlere eşlik etti o akşam.

Ada’nın yerel üzümlerinden hazırlanan şaraplar da o gece dilimizin kemiği oldu adeta.

Bu keyifli sohbetin bitmesini hiç istemedim desem yeridir.Konu konuyu açar ya iste öyle birşey.O gece akrep ile yelkovan 12 üzerinde birleşene kadar sohbetimiz sürdü.

Pazar günü;

Yine güneşin ada ile buluşmasına tanıklık ettikten sonra düştük yollara.Ada’nın kuzey doğu yakasına doğru direksiyonu kırdığımızda saat sabahın 08.30’uydu.Yoğun maratonun ikinci savaşı için her ne kadar vakit erken olsa da , adanın uykudan uyanışını hep birlikte görmüş olduk.

Rota Dipkarpaz…

Kuzey Kıbrıs’ın milli parkı olarak kayıtlara geçmiş Dipkarpaz , esasında eski bir Rum köyü edası ile hala yaşamını tüm çıplaklığı ile idame ettirmekte.

Dipkarpaz’a girerken bir tarafta kilise diğer tarafta da cami sizi karşılayacaktır.

Cami ve kilisenin konumunun tam aksine de caddenin her iki tarafında bir Rum kahvesi diğer tarafta da Türk kahvesi misafirlerini ağırlama devam etmektedir.

Dipkarpaz  ,  Kıbrıs Adasında ,  Türk ve Rumların birlikte yaşadığı nadir kalan yerlerdendir.

Rum Kahvesi’nde sıcak bol köpüklü bir kahve içmenizi öneririm. Kahvedeki Rumlarla iki lafın belini kıracağınıza adım gibi eminim.Siz istemeseniz bile onların samimiyeti, sizleri onlara sürükleyecektir.Benden söylemesi.

Yorgo ,  Dimitri ,  Nikolas amcalar sizleri bekliyor.Emin olun siz rumca bilmiyorsanız , onlar da ne inglizce ne de Türkçe biliyorlar.

Bakışarak anlaşmanız için mükemmel bir ambiyans,hem de ellerinizde kahve fincanlarınız ile bol köpüklü kahvelerinizi yudumlarken.

Zafer Burnu’na doğru devam ettiğinizde Dipkarpaz Milli parkına gelmiş olacaksınız.Yaklaşık 27 km’lik alanın neden milli park olarak belirlenmesinde birçok unsur vardır.Bunlardan bir kaçı ;

  1. Kıbrıs’ta bulunan 47 adet endemik yani Kıbrıs’a özgü bitkinin 24’ü, milli park alanı içerisindedir.

2.Koruma altına alınmış 5 tür memeliden 2 türü, 16 tür sürüngenden 12 türü, ve 215 tür kuştan 147 türü yine milli park alanında barınmaktadır.

Bu bölge tüm Akdeniz’de 400 yada 500 tane kaldığı tahmin edilen Akdeniz Fok’larının yaşam alanı arasındadır.

Benzer şekilde nesli tükenme tehlikesi altında olan Yeşil Kaplumbağa’ların (Green Turtle) Akdenizde’ki 3’üncü en önemli üreme alanı arasındadır.

 

  1. Burnundaki Klidhes Adaları türü tükenmekte olan Ada Martısı ve Karabatağın yegane üreme alanlarıdır.

 

Deniz keyfi ;

 

Dipkarpaz’ı biraz geçtikten sonra Zafer Burnu’nun hemen körfez kısmında sizi mükemmel bir kumsal karşılayacaktır.

Altınkum , enfes kumsalı kumu ve berrak deniz ile yaz aylarında Kıbrıslı’ların kalabalıktan kaçıp nefes aldıkları ,  istedikleri gibi güneşlendikleri ,  denizin ve kumun keyfini çıkardıkları gizli bir cennet gibidir.

Ahşaptan yapılmış bunglow lar otel olarak hizmet ediyor olsa da ,  doğaya zararı en asgari seviyede.

Denizin tadını umarsızca çıkarmak isteyenler için bulunmaz bir zenginliktir Altınkum.

Sadece insanların değil ,  ayrıca karetta karettaların da kısa bir mola verdikleri yerdir.

Kumun ince tanelerinden hatıra olarak yanınıza alacağınıza eminim.

Direksiyonu Gazimagusa’ya doğru kırdığımızda akşam yeni olmaya başlamıştı. Yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra Kuzey Kıbrıs’ın en önemli liman şehirlerinden biri olan Gazimağusa’ya vardık.

Gazimağusa’nın esas gelişimi Ada’ya çok büyük katkıları olan Lüzinyanlar Dönemi’nde olmuştur. Yakındoğu’dan şehre yerleşenler, kültür ve değerleriyle kent sakinlerine yeni bir güç ve dinamizm katmışlar.

Osmanlılar Dönemi ile önemi daha da artan Gazimağusa’da Kıbrıs’ın ilk üniversitesi olan Doğu Akdeniz Universitesi hizmet vermektedir.

Kalesi tüm ihtişamı ile hala sapasağlam dimdik duran Gazimağusa’da ,  dondurma yemek isterseniz ,  hemen kale içerisinde Petek Pastanesi’nde Maraş Dövme Dondurma,  lezzet tutkunlarını sabırsızlıkla beklemektedir.

El yapımı çikolata pasta ve tatlıların da süslediği vitrini görmeden ve lezzetleri tatmadan dönmeyin.

Kliseden dönme Lala Mustafa Paşa Camii’nin önünde bir poz kare çekmeyi unutmayın.

Gazimağusa’ya gelmişken Namik Kemal’in 8 yıl yattığı koğuşunu da görün ki ,  memleket sevdası şiirlerin nasıl ve hangi ruhla yazıldığına tanıklık edebilesiniz.

Zalim Olsa ne rütbe bi-perva

Yine bünya-dı zulmü biz yıkarız

Merkez-i hake atsalar da bizi

Küre-i arzı patlatır da çıkarız.

Gazimağusa’nın güney kısmında bulunan kapalı Maraş bölgesinden geçtiğimizde hepimizi bir hüzün kaplamadı değil.Nitekim ,koca koca binalar ile, dönemin popüler tatil beldesi olarak inşa edilen Maraş bölgesi ,  Mısır’dan getirilen kum ile dünyada ün salmaya başladığı zamanda saldırılar baş göstermişti.Kentin boşaltılması ve ardından Birleşmiş Millet’lerin isteği ile Türk Ordusu’nun korumasına bırakılan ıssız bir kent halinde durmaktadır.

Dönemin ilk 7 yıldızlı otelin inşaatı hali hazırda yıkık dökük virane şekilde ama dimdik durmaktadır.

Maraş Bölgesi’nin hemen yanında Arkın Palm Beach Otel’de akşam yemeğimiz için yerimiz aldığımızda Otel’in işletme müdürü Murat Bey’in sıcak ve samimi misafirperverliği ile karşılandık.

Murat Bey yılların turizmcisi.İşin tüm detaylarını en iyi şekilde bilen bir yönetici.

Mesela ,  otel misafirleri akşam saatlerinde kumsalı boşaltıp yemeğe geçtikleri sırada ,tüm kumsalın düzeltilmesi ve halı gibi bir görünüm kazandırılması işin minik detayı olsa da başarının detayda gizli olduğuna güzel bir örnek gibi düşünülebilir.

Arkın Palm Beach Otel , Kıbrıs’ı tercih edecekler için mükemmel konaklama hizmeti sunmaktadır.

Yarım pansiyon seçeneği ile misafirlerine sadece otelde vakit geçirmeyi değil şehrin de tadını çıkarmaları için imkan sağlamayı da ihmal etmiyor.

Akşam canlı müzik eşliğinde gerçekleştirilen organizasyonlarla da Kıbrıs gecelerini doyulmaz hale getiriyorlar.

Murat Bey ,  adaya sonradan gelenlerden. Ama hızlıca adapte olmasını bilmiş.Ve önce otelin sonra da adanın gelişimine katkısı ile tanınan kanaat önderleri arasına girmiş.

Türkiye’nin birçok yöresinden, Kıbrıs’a turist gelmesi için hali hazırda yoğun çalışmaları devam etmektedir.

Bu haftasonu gerçekten macera ve keyif dolu ,  zengin tarihinden ,  inanılmaz doğasına ,  mükemmel mutfağından sıcak samimi ve misafirperver dostluğuna kadar Kuzey Kıbrıs’ın tüm bilinmeyenlerine doğru yolculuk yaptık.

Yanımızda THY Bölge Müdür Uğur Keleş’in rehberliği ile Sabihadakıbrıs’a geldik.

Keşfettik bilinenleri tüm bilinmeyenleri ile…

Ada bütünüyle bizleri bekliyor.

Emin olun,Kıbrıs’ın  Türkiyeden görünümü ile içinde yaşadıklarınızın ne kadar farklı olacağını göreceksiniz.

Benden söylemesi.

Haydi Kıbrıs’a , hepbirlikte yavruvatana …

 

Keşfe devam

 

Ecz. Varlık Sezgin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yavru Vatan’a Bakıp Çıkacağım” hakkında 1 yorum var

  1. Gökhan GÜLER dedi ki:

    Çok keyifli, güzel bir “yaşananların özeti” yazısı olmuş. Ellerine sağlık Varlık’ım.
    Başarılarının devamı ve sevgiyle
    Gökhan GÜLER

Bir Cevap Yazın